Astımda “doğru ve zamanında tedavi” büyük önem arz ediyor

Türkiye’de her 100 erişkinden 5-7’sinde, her 100 çocuktan 13-15’inde görülen astım hastalığın tedavisinde doğru tedavi ve doğru ilaç kullanımı büyük önem arz ediyor.

Abdi İbrahim’den Dünya Astım Günü’ne ilişkin yapılan açıklamaya göre, tüm dünyada yaklaşık 300 milyon kişiyi etkileyen ve ciddi bir halk sağlığı sorunu olan astım, Türkiye’de her 100 erişkinden 5-7’sinde, her 100 çocuktan 13-15’inde görülüyor.

Her yaştan bireyi etkileyebilen, doğru tedaviyle kontrol altına alınabilen, kontrol altına alınamadığında ise günlük aktiviteleri ciddi olarak kısıtlayabilen kronik bir hastalık olan astım, hava yollarının daralmasıyla kendini gösteriyor.

Hava yollarındaki mikrobik olmayan iltihap nedeniyle hava yolu duvarın şiş ve ödem oluşuyor. Hava yollarında daralma olduğunda öksürük (genellikle kuru), nefes darlığı, göğüste baskı hissi ve hırıltılı solunum gibi belirtiler baş gösteriyor. Hastalıkta yaşanan ataklar (krizler) hastaların solunumunda ciddi sıkıntıya yol açıyor.

Astımın belirtileri tekrarlayıcı olup nöbetler halinde geliyor, genellikle gece veya sabaha karşı ortaya çıkıyor, kendiliğinden veya ilaçlarla düzeliyor, mevsimsel değişiklik gösterebiliyor. Hastalığın ortaya çıkmasında rol oynayan ve “risk faktörleri” olarak adlandırılan etkenler kişilere göre değişebiliyor.

Astım riski arasında kalıtım, cinsiyet ve şişmanlık gibi faktörler bulunuyor. Anne ya da babadan birisinde astım varsa çocukta astım olma olasılığı 3’te 1 iken, her iki ebeveynin astımlı olması durumunda bu oran 3’te 2’ye çıkıyor. Şişmanlarda bazı hormon benzeri maddeler hava yolu fonksiyonunu etkileyerek astım riskini artırabiliyor. Astım, erkek çocuklarda daha fazla görülüyor. Ancak çocuklar büyüdükçe cinsiyetler arasındaki fark azalıyor. Hatta erişkin yaş grubunda kadınlarda astım daha sık görülüyor.

Doğru tedavi için doğru tanı çok önemli

Çevrede bulunan bazı etkenler, genetik olarak yatkın kişilerde astımın ortaya çıkmasında ve hastalığın ağırlığı üzerinde önemli rol oynuyor. Bunlar arasında ev tozları, polenler, küf mantarları gibi hava yoluyla gelen alerjenlerin yanı sıra, tekrarlayan akciğer enfeksiyonları, mesleksel uyaranlar, sigara dumanı, ilaçlar, ev içi/dışı hava kirliliği ve beslenme sayılabiliyor.

Özellikle alerjik bireylerde ve sigara içenlerde ortaya çıkma riski artıyor. Gebelikte sigara içen annelerin çocuklarında ilk bir yıl içinde hışıltılı solunumla seyreden hastalık gelişme riski 4 kat yükseliyor. Anne sütü alan çocuklar, inek sütü veya soya proteini alan çocuklara göre daha az hışıltılı solunum yolu hastalığına yakalanıyor.

Hastalığın tedavisinin doğru şekilde yapılabilmesi için doğru tanı büyük önem arz ediyor.

Belirtilerin tamamı kontrol altına alınabiliyor

Kişiyi hekime götüren belirtiler ve kişiye ait tıbbi öykü, tanı aşamasının ilk basamağını oluşturuyor. Kişinin öyküsünde dikkat edilmesi gereken noktalar şu şekilde sırlanıyor:

“Belirtilerin (öksürük, nefes darlığı, göğüste baskı hissi, hışıltılı solunum) tekrarlayıcı olması, ataklar dışında bireyin kendini iyi hissetmesi, belirtilerin özellikle gece veya sabaha karşı ortaya çıkması, kişiye özgü alerjen ya da irritanlar ile belirtilerin ortaya çıkması, egzersiz sonrası öksürük ya da hışıltılı solunum olması, soğuk algınlığının ‘göğsüne iniyor’ olması, belirtileri artırıyor olması, belirtilerin kendiliğinden ya da uygun astım tedavisi ile düzelmesi, ailesinde astım veya alerjik hastalık öyküsünün bulunması.

Bu yakınmalarla gelen hastada muayene bulguları tamamen normal olabilir. Çünkü astım, hastalık özelliği nedeniyle ataklar halinde seyreder ve bireyin aktif yakınmalarının olmadığı dönemlerde bulgu vermeyebilir. Astım tanısı için kullanılan en önemli tetkik solunum fonksiyon testleridir. Belirtilerin tamamen kontrol altına alınması çoğunlukla sağlanmaktadır.”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir